TMMOB Sehir Plancilari Odasi Ankara Subesi

Thursday
Sep 09th
Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Şube Basın Açıklamaları

Prof. Dr. Raci Bademli Hocamızı vefatının 7. yılında saygıyla anıyoruz

Prof. Dr. Raci Bademli Hocamızı vefatının 7. yılında saygıyla anıyoruz

 

Türkiye’de ve Dünyanın çeşitli ülkelerinde mesleklerini başarıyla yürüten birçok öğrenci yetiştirmiş, akademik yaşantısının yanında, uygulamaya yönelik çalışmaları ile de önemli bir birikime sahip, birçok şehircilik yarışmalarında dereceler almış, ödüller kazanmış, ulusal ve uluslararası yarışmalarda jüri üyesi ve danışman jüri üyesi olarak görev yapmış, çok sayıda atölye, seminer ve sempozyuma katılmış, sivil toplum örgütleri yanında, üye olmadığı ve toplumsal faydayı amaçlayan birçok sivil toplum kuruluşu ve kamu kuruluşu için gönüllülük anlayışıyla çalışmış, ülkesinin ilerlemesine katkıda bulunmuş ve çok sayıda araştırma ve yayınlanmış eseri bulunan değerli meslektaşımız Prof. Dr. Raci Bademli’yi aramızdan ayrılışının 7.yılında saygıyla anıyoruz.

 

Prof. Dr. Raci Bademli kentsel planlama sürecinde sorulara yanıt değil, sorunlara çözüm arandığını; planlamak için mutlaka çözeceğimiz bir sorun, ulaşmak istediğimiz bir hedef olması gerektiğini, mekansal planlamada bilmek ile uygulamak arasında organik bir bağ kurabilmek gerektiğini ve bunun gibi bir çok şeyi yazılı veya eskiz, sözel veya görsel her şekilde, okul ya da sokak, kent ya da kır, iş ya da ev her ortamda meslektaşlarına ve öğrencilerine tekrarlayarak planlama meslek alanına yeni bir boyut getirmeye çalışmıştır.

 

Dünya Çevre Günü Hakkında 05.06.2010 tarihli Basın Açıklamamız

DÜNYA “çevre” GÜNÜNDE

05.06.2010

Yerleşim alanları veya altyapı, turizm, sanayi, tarım vb sektörel kullanım dışında kalan herhangi bir kullanımı olmayan orman alanları, sulak alanlar, lagünler, göller, içmesuyu havzaları, kıyılar, kumullar, yaylak-kışlak, meralar ve bunların dışında kalan hali arazi, tescil dışı arazi, bozkır alanları gibi doğal alanlar yaşadığımız kentlerin çevresini oluşturmaktadır.

5 Haziran gününün “Dünya Çevre Günü” olması, 1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler “İnsan ve Çevresi” konferansının önemli çıktılarından birisidir. Bu karar aynı zamanda çevre sorunlarının varlığının küresel düzeyde kabulü anlamını da taşımaktadır. “Çevre”nin “diyar-etraf” anlamından çıkarılarak biyolojik varlık olarak ele alınmaya başlandığı tarih olarak da kabul edilişinden bu güne 40 yıla yakın bir süre geçmiştir. 

Bu süre içinde “çevre”ye ilişkin periyodik bir düzende Birleşmiş Milletler konferansları yapılmış, birçoğuna taraf olduğumuz onlarca uluslararası sözleşme imzaya açılmıştır. 1972 yılında küresel düzeyde umutlanmaya yol açan ilk konferanstan sonra çevre sorunlarının neredeyse %80ininden sorumlu olan gelişmiş ülkeler bu sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini yerine getirmekte isteksiz davrandığından çevrenin korunmasına ilişkin kurumsallaşma ve mevzuat düzenlemeleri artarken, doğal varlıkların tahribatı da aynı hızla devam etmektedir.

Küreselleşmenin alternatifsiz bir gelişme olduğu iddia edilerek, neoliberal politikalar ile azgelişmiş ülkelerin doğal varlıklarının sömürülme düzeni olarak yeniden yeniden inşa edilmeye çalışılmaktadır. Yerelin karar süreçlerine katılımının sağlanması adına ortaya atılan “sürdürülebilir kalkınma”, “katılım”, “yönetişim” gibi yeni kavramlar ile azgelişmiş ülkelerin tüm kaynaklarına ulaşarak piyasa malına dönüştürme çabaları da giderek artmaktadır.

Dünyadaki bu süreç ülkemize de yansımış, özellikle 1980 sonrası, neoliberal politikaların benimsenmesi ile başlayan süreçte; çevre sorunları “kirlilik” ve “kirliliğin önlenmesi” olarak dar bir çerçeveye oturtulmuştur.

Bu kısır yaklaşım ile birlikte, yerleşime uygun olmayan hazine arazilerinde 1940’lı yıllarda konut amaçlı başlayan kaçak yapılaşma, giderek sanayi, turizm, madencilik gibi farklı kullanımları da içerecek şekilde kıyı alanlarına, verimli tarım arazilerine daha sonra da orman alanlarına, yaylaklara yayılarak geçerli sistem haline getirilerek yaşanan çevrenin düzenlenmesinde en önemli araçlardan birisi olan “planlamanın” devre dışı bırakılmasıyla “çevre”nin bütün olarak ele alınması engellenmiştir.

Bu süreçte;
•    Plan yapma ve onaylama yetkisinin çok sayıda idareye dağıtılarak sektör odaklı planlama anlayışının benimsenmesi,
•    TOKİ gibi ayrıcalıklı yetkilerle donatılmış kurumsal yapı oluşturularak Planlamanın bütüncül niteliğinin gözardı edilmesi,
•    Ülke genelinde tarımsal konut uygulamalarında olduğu gibi “İlgili kurum” görüşlerinin plan kararı olarak kabul edilmesi,
•    Abant Tabiat Parkı örneğinde olduğu gibi özel kanunlarla koruma altına alınan alanlarda yapılan planların doğal alanların kullanıma açılması için araç haline getirilmesi,

sonucunda çevresindeki doğal alanlar için tehdit oluşturan, çağdaş altyapı ve üstyapıdan yoksun, mevcut hizmetlere çok az nüfusun erişebildiği, yayanın tamamen unutulduğu altgeçit ve üstgeçitlerle araç öncelikli düzensizliğin benimsendiği nüfus yığınlarının oluştuğu sağlıksız kentler ile ortaya çıkmıştır.

Liberal politikaların sadık uygulayıcısı olan idarelerle, “arazi rantı”nın uygulama alanını HES, termik santral, villlar, galtaport gibi kullanımlar ile tüm hazine arazilerine, kıyılara, yaylaklara, meralara, akarsulara, ormanlara, kültürel, tarihi mirasa doğru genişletilmiştir.

Kaçak yapılaşmayla fiili durum yaratılmasıyla, anayasaya aykırı yapılan düzenlemelerin iptal edilinceye kadar uygulanmasıyla, gece yarısı çıkarılan torba kanunlarla, yargı kararlarını hiçe sayarak yapılan uygulamalarla doğal çevrenin/varlıkların talanında sınır tanınmamaktadır.

•    Kentin her türlü gelişmesini değiştirecek etkiye sahip İstanbul’un kuzey yönündeki tüm doğal çevreyi etkileyecek 3. Boğaz köprüsü kararındaki hiçbir dayanağı olmayan ısrarından vazgeçmelidir.
•    Kentsel Dönüşüm adı altında belediyelere sınırsız uygulama olanağı yaratılan Belediye Kanununun 73.maddedeki düzenleme dahi yetmemiştir.
•    Anayasa ve kanunlara aykırı olarak Yargı kararları hiçe sayılarak orman alanında yapılan üniversite alanında geleceğin yöneticilerinin yetiştirilmesi manidardır.
•    Bu yaklaşımın Ankara örneği de diğer kentlerden farklı değildir. Ankara Metropoliten Alan Nazım Planlama Bürosu tarafından 1970li yıllarda yapılan çalışmalarda “İmrahor vadisi ve çevresinin, kentin rüzgâr koridoru, başka bir deyimle ufki hava bacaları olarak doğal ve rekreatif koruma-değerlendirme çalışması” içerisinde ele alınması öngörülen ve  “Ankara Kenti Ağaçlandırma Ana Planı” ile kentin ihtiyacı olan kuzey ve güneybatı yönünde oluşturulan hava koridorlarının,   Mogan Eymir Sistemi Havza Sınırının Ankara 2023 Nazım İmar Planı kararlarında da korunmasına karşın yapılan plan değişiklikleri ile yapılaşmaya açma çabaları anlaşılır değildir.
•    Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 11.09.2009 gün ve 2116 sayılı kararı ile onaylanan 1/5000 ölçekli Yenimahalle ilçesi Yuva Mahallesi Yerleşik ve Gelişme Alanı Nazım İmar Planı değişikliği ile açıkça hukuka, planlama ilkelerine, kamu yararına ve kamu güvenliğine aykırılık oluşturularak Ankara’da “taşkın alanının daraltılması” yoluyla yapılaşma olanağı yaratılması aynı zamanda çevre felaketi için davetiye hazırlanması anlamını taşıdığı bilinmelidir.

“Planlama” adı altına dere yataklarının yapılaşmaya açılması, arazi kazanma hırsı ile derelerin kanallara alınması, kıyıların otoyollar ile yok edilmesi,  orman alanlarının taşocaklarına dönüştürülmesi, yerleşime açılması hiçbir şekilde mümkün olmayan kaçak yapı alanlarında “kentsel dönüşüm” adı altında yapılan uygulamalar ile kaçak yapılaşma ile temellenen kentsel yerleşim alanlarında giderek artan biçimde yaşanan sel, toprak kayması, deprem gibi felaketlerin “doğal afet” olarak tanımlanması mümkün değildir. Yaşananlar hukuka uymayan, hiçbir teknik ve bilimsel gerçeklere dayanmayan, akıldışı yaklaşımların sonucu ortaya çıkan “çevre felaketi”dir.

KAMUOYUNA SAYGI İLE DUYURULUR.

TMMOB ŞEHİR PLANCILARI ODASI
ANKARA ŞUBESİ

Toplu Taşıma hakkında26.03.2010 tarihli Basın Açıklamamız

TOPLU TAŞIM NASIL SAĞLANMALIDIR?
26.03.2010



Dünyanın tüm gelişmiş ülkelerinde bir kamu hizmeti olarak görülen toplu taşımın taşımacılık hizmetinden çok daha ötede anlam ve bir o kadar da işlevsel özellikleri vardır. Sadece bu özellikleri dikkate alındığında tamamı kamu kontrolünde olması gerekir. Çünkü toplu taşıma;
Devamını oku...

Dünya Su Günü hakkında 22.03.2010 tarihli Basın Açıklamamız

22 MART DÜNYA SU GÜNÜNDE!

22.03.2010



Afyonkarahisar’da II. Ulusal Taşkın Sempozyumu'nun düzenlendiği bu gün,

Sempozyum amacında belirtildiği gibi  “…Sık sık taşkınların yaşandığı Ülkemizde sel ya da bir diğer ifade ile taşkın afetleri, depremlerden sonra en büyük ekonomik kayıplara neden olan doğal afet olduğu…” unutularak Ankara’da “taşkın alanının daraltılması” yoluyla yapılaşma olanağı yaratılmak istenmektedir.

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 11.09.2009 gün ve 2116 sayılı kararı ile onaylanan “1/5000 ölçekli Yenimahalle ilçesi Yuva Mahallesi Yerleşik ve Gelişme Alanı Nazım İmar Planı değişikliği yapılmıştır.
Devamını oku...

Ulaşım zamları hakkında 09.03.2010 tarihli Basın Açıklamamız

TOPLU TAŞIMA HİZMETİ BELEDİYENİN TEMEL GÖREVİ!

09.03.2010

 

08 Mart 2010 tarihinde TRT 2’de yayımlanan “İşin Doğrusu” programında; Ankara Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından 24.12.2004 tarih ve 2004/35 sayılı karar ile tesis edilen ve “Toplu Taşıma Ücretlerine Zam” öngören idari işleminin iptali için 2005 yılında Tüketici Hakları Derneği tarafından açılan ve Odamızın da müdahil olduğu, Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 2009/900 E. sayılı davaya ilişkin verdiği karar konu edilmiştir.  


“İşin Doğrusu” programının konuklarından birisi olan Ankara Minibüsçüler Odası Başkanı konuşmasında söz konusu davaya Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi’nin müdahil olması durumunu “ şıracının şahidi” benzetmesi yaptığından,  Şehir Plancıları Odasına cevap hakkı doğmuştur. Bu durum program sunucusu/yöneticisi tarafından da tespit edilmiş ve cevap hakkı kullanmak istenildiğinde telefon ile bağlanılabileceği belirtmiş ise de yapılan aramalara rağmen telefon ile bağlanmak mümkün olmamıştır. Kısa bir süre sonra telefon bağlantısı yapılamayacağını, istenirse mail yolu ile görüş bildirilebileceği anons edilmiştir.


ŞPO kuruluş amacı doğrultusunda, Ülkenin ve kamunun çıkarlarının korunması doğrultusunda meslek alanına giren konularda ve kamusal varlıkların korunması ve geliştirilmesi için gerekli gördüğü tüm girişimlerde bulunmaya devam edecektir.  Mahkeme kararında da açıkça belirtildiği üzere, mahkeme kararı ZAM YAPILAMAZ DEĞİL, yapılacak zammın KEYFİ olmayan, HUKUKA UYGUN, somut gerekçelere dayanan ve  kamu niteliğindeki meslek kuruluşlarının da bulunduğu bir toplantıda bu kararın alınması gerektiğini belirtilmektedir.

Devamını oku...

Toplu Taşıma Hizmeti hakkında 08.03.2010 tarihli Basın Açıklamamız

TOPLU TAŞIMA HİZMETİ BELEDİYENİN TEMEL GÖREVİ!

08.03.2010

 
Bilindiği üzere bugününden itibaren otobüslerde tam bilet 90 Kuruş, öğrenci 60 Kuruş, minibüslerde kısa mesafe 90 Kuruş, uzun mesafe ise 1,00 lira oldu. Böylelikle Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı çalışan EGO ve özel halk otobüsleri ile minibüslerde ulaşım ücretlerinde altı yıl öncesine dönüldü.
 
Ankara Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) tarafından 24.12.2004 tarih ve 2004/35 sayılı karar ile tesis edilen ve “Toplu Taşıma Ücretlerine Zam” öngören idari işleminin iptali için 2005 yılında Tüketici Hakları Derneği tarafından dava açılmıştır. Odamızın da müdahil olduğu Ankara 2. İdare Mahkemesi’nin 2009/900 E. sayılı dosyasında Mahkemece; UKOME’ne şehir içi ulaşımı düzenlemek ve bağlayıcı kararlar almak yönünde sınırsız yetki verilmediği, bu yetkiyi kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda kullanmak durumunda olduğu belirtilerek kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının toplantıya dahil edilmemiş olması, ücretlere zam öngören böyle ciddi bir idari işlemin gündem dışı teklifle görüşülmüş olması ve hiçbir maliyet analizi, bilimsel araştırma yapılmadan, diğer bir ifadeyle KEYFİ olarak ve hiçbir SOMUT GEREKÇEYE DAYANMADAN tesis edilmiş olması gerekçeleriyle iptaline karar verilmiştir.
 
Devamını oku...

‘AVRUPA ÖDÜLÜ’ kent yönetimi ve kentsel yaşam kalitesine değil, uluslararası iletişime veriliyor

‘AVRUPA ÖDÜLÜ’ kent yönetimi ve kentsel yaşam kalitesine değil, uluslararası iletişime veriliyor

 Ankara Halkı Yanıltılıyor

Ankara Büyükşehir Belediyesi yaptığı yazılı açıklama, internet sayfasından ve kentin çeşitli  yerlerine astığı ilanlar ile kamuoyuna duyurduğu açıklamalarında Avrupa Ödülü’nü 10 Ekim’de Dikmen Vadisi 3. Etap açılış töreni sırasında alacağını duyurmaktadır.   Ankara’nın ‘Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin Avrupa’nın en iyi kentlerine verdiğini belirttiği Avrupa Ödülünü almaya hak kazandığı’ şeklinde kamuoyuna yansıyan açıklamalarında ve ödülün bir kentsel projenin açılışında verilerek, bu ödülün başarılı kent yönetimi ve uygulamalarına verildiği izlenimiyle kamuoyu  yanlış yönlendirilmektedir.

Devamını oku...

Zamlara Karşı Pedal // 30 Ağustos 2009

Bilindiği gibi dünyanın en pahalı akaryakıtını bizler kullanmaktayız. Bu tespit mutlak rakamlarla yapılan bir karşılaştırma sonucu olup, ülkelerin milli gelirleri ile akaryakıt fiyatları arasındaki ilişki dikkate alındığında diğer ülkelerle aramızdaki fark 7-8 kata kadar çıkmaktadır. Akaryakıtta bir vurguna dönüşen pahalılığın iki sebebinden birisi sabit ÖTV ve KDV’dir.  Diğeri ise EPDK’nın 2008 yılı Akaryakıt sektör raporunda belirttiği gibi akaryakıt şirketlerinin oluşturduğu “kartel fiyatı”dır. Ancak aynı EPDK görevi yapmamakta kartel fiyatı devam etmektedir. Bu günlerde 3,28 TL’ye satılan bir litre 95 oktan benzinindeki sabit vergi (ÖTV+KDV)  2 lira 15 kuruştur.  Zamlar sadece akaryakıtla da ilgili değildir, krize rağmen her tür ürüne zam gelmeye başlamıştır ve bu zam kervanı devam edecektir.
Devamını oku...

AFETLERE YİNE PLANSIZ YAKALANACAĞIZ!

AFETLERE YİNE PLANSIZ YAKALANACAĞIZ!

17 Ağustos 1999 Depremi’nden bu yana 10 yıl geçti. Bilim insanlarımız yaklaşmakta olan tehlikeler ve riskler konusunda toplumumuzu uyarıyorlar. Afetlere ve risklere karşı alınan önlemler tehlikelerin ve risklerin büyüklüğü ile kıyaslandığında son derece yetersiz kalıyor. 17 Ağustos Depremi’nin toplumda yarattığı kısmi bilinçlenme yerini kaderci ve vurdumduymaz bir zihniyete bıraktı. 

Devamını oku...

AKAY KATLI KAVŞAĞI İLE İLGİLİ OLARAK TMMOB ANKARA İKK TARAFINDAN 22 TEMMUZ 2009 TARİHİNDE YAPILAN BASIN AÇIKLAMASI

AKAY KATLI KAVŞAĞI İLE İLGİLİ OLARAK TMMOB ANKARA İKK TARAFINDAN 22 TEMMUZ 2009 TARİHİNDE YAPILAN BASIN AÇIKLAMASI

Değerli Basın Emekçileri

Ankara Büyükşehir Belediyesi, 1994 yılında onaylanan Ankara Ulaşım Ana Planı‘na aykırı olarak kente 22 tane daha katlı kavşak kararı almış ve nazım imar planlarının yargı kararları ile iptal edilmesine karşın, 24.8.1998 tarihinde Akay Kavşağı yapım işlerine başlamıştı.

 

Devamını oku...

AKAY KAVŞAĞI’NI KAPATMA TEHDİTİ KABUL EDİLEMEZ!

Basına ve Kamuoyuna 

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi; yaptığı plan itirazları, açtığı davalar ve oluşturduğu bilimsel raporlar ile Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşım konusunda yaptığı uygulamaların teknik temelden uzak, çözüm yerine sorun üretecek uygulamalar olduğunu göstermiştir. 

Şubemizin 2007 yılında oluşturduğu Ankara 2010 Ulaşım Öngörüsü Raporu’nda belirttiği gibi; bilimsel verilere dayalı olarak yapılan kestirimler, Ankara Kentinin 2010 yılından itibaren artık geri dönüşü olmayan bir yola gireceğini ortaya koymuştur. Mevcut yaklaşımlar, vakit kaybedilmeden planlı bir kentsel gelişme ve ulaşım politikası uygulanmaya başlanmazsa sorunu derinleştirmekten ve yakın gelecekte ulaşımı içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır. 

Meslek insanları bu sorunların önüne geçilmesi için temel öneriler getirmektedir: 

1.        Sürdürülebilirlik ilkesine dayalı, toplu taşımaya önem veren bir Ulaşım Ana Planının derhal uygulamaya konması

2.        Başta ulaşım yatırımları olmak üzere, kentteki tüm yatırım kararlarının Ulaşım Ana Planına uyumunun sağlanması

3.        Toplu taşımın en önemli unsuru olan ‘metro’ nun ve ona bağlı diğer toplu taşımacılık uygulamalarının tamamlanarak Merkez üzerindeki baskının azaltılmasının sağlanması 

Aksi halde 2010’dan sonra Ankara ulaşımı da İstanbul gibi çözümsüz bir noktaya gelecek, kamu kaynakları sonuçsuz bir şekilde harcanmaya devam edilecek, kaybeden yalnızca Ankara değil Türkiye olacaktır. Ankara Büyükşehir Belediyesi, 2015 Ulaşım Master Planını uygulamayarak, toplu taşım uygulamalarından en büyüğü olan ve kent merkezi trafiğini büyük ölçüde rahatlatacak ‘Metro’yu yapmayarak, Ankara’da bir ulaşım sorunu yaratmıştır. Tüm bu kavşak uygulamaları da trafiği rahatlatmak yerine çözümsüzleştirmiştir. Kavşaklar usul yönünden ve teknik yönden yetersiz kalmanın yanında Ankara’nın ulaşım sorununu çözümleyebilecek nitelikte değildir. Ayrıca, trafik kazalarının gün geçtikte artması, yapılan kavşakların teknikten ve bilimsel ölçütlerden yoksunluğunu göstermektedir. Bugün Ankara’da, ölümlü ve yaralanmalı bu kazaların dolaylı olarak sebebi, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı katlı kavşakların yol açtığı kesintisiz yüksek hızlı ve birçok noktada tehlikeli kesişmelerle dolu olan trafik akımı ve yaya güvenliği açısından hiçbir önlemin alınmamasıdır. 

Tüm bunlar göz önüne alındığında mahkeme kararına rağmen Akay Kavşağı’nın inşaatına devam eden ve bitiren, söz konusu mahkeme tamamlandıktan sonra da Ankara halkını kavşağı kapatmakta tehdit eden bir yönetim anlayışı başarısızlıklarını örtme çabasındadır. TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi, Ulus Tarihi Kent Merkezi, Atatürk Orman Çiftliği, Katlı Kavşaklar, birçok kentsel dönüşüm alanı konusunda yürüttüğü mücadelesi ile her zaman olduğu gibi mesleki ve bilimsel doğruları savunmaya devam edecektir.   

TMMOB Şehir Plancıları Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu

Sayfa 1 of 9